GEÇER

Izdırabın sonu yok sanma , bu alemde geçer ,
Ömr-i fani gibidir , gün de geçer , dem de geçer ,
Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer ,
Devr-i şadi de geçer , gussa-i matem de geçer ,
Gece gündüz yok olur , an-ı dem adem de geçer ,

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi ,
Çağlıyan göz yaşı mı , yoksa ki hicran seli mi ?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi ?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu’unun filimi ,
Ney susar , mey dökülür , gulgule-i Cem de geçer ,

İbret aldın , okudunsa şu yaman dünyadan ,
Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan .
Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan ,
Önü yokdan , sonu boktan , bu kuru da’vadan
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer .

Ne şeriat , ne tariykat , ne hakiykat , ne türe ,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre !
Ma’rifet mahkemesinde verilen hükme göre ,
Cennet iflas eder , efsane-i Adem de geçer .

Serseri Neyzen’in aşkınla kulak ver sözüne ,
Girmemiştir bu avalim , bu bedyi’ gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne ,
Hak olur pir-i mugan , sohbet-i hemdem de geçer.

NEYZEN TEVFİK

BOYA

kadırgadan aşağı
kumkapıdan yukarı
eski
taş ve ahşap manzaralı
çufçuf bir deniz kıyısı
kekre bir ormandalık hissi
korkar gibi
cesur gibi
aşık
özlüyorum beni.

bundan birkaç ay önce
aynı kaldırımda
avuçlarımda sıcacık ekmek kokusu gibi
aşkı tutarken
alnı kucağımda
gözlerinden incileri damlar gibi
aşk ağlarken
“hep ağlanır” demiştim
böyle olmasa başka türlü
öyle ya da böyle
her türlü
“aşk ağlatılır” demiştim.

şu sokaktan dönelim
şurdan gökyüzünü görelim
çevirelim yüzümüzü
çocukları sevelim
elleri renkli ve yorgun
sözleri seyrek ve keskin
o sohbeti edelim

çok eski gibi
dünden sonra gibi
kötü yapılmış
yanlış kurulmuş
boyası kurumuş bir resmi
düzeltmek veya değiştirmek ister gibi
silmek isteyişim

yanağına o gün koyduğum

bugün kızdığım
gözyaşlarımı.

MAVİ

MERMİ

kendim aldım
silahı elime
evirdim
çevirdim
kurcaladım
şarjörünü açtım
seni koydum yataklardan birine
rastgele dedim
çevirdim

kapattım

hiç düşünmedim
dayayıp sol göğsüme
tetiği çektim
ne yaptımsa
kendim seçtim
bir bu yarayı
mermisin ya
sen biçtin.

işte o biraz acıtıyor.

MAVİ

BİR DOST

kayboluyor sevdiklerin,
yalnızlaşıyorsun kırılınca.
kırıntıları toplamaya kuşlar
üşüşüyor,
uçuşuyor.
kanatlarının rüzgarı
üşütüyor,
çırpıntıları
ürkütüyor

“şırfıntı!”
diye bağırıyor bir evde bir ses
sen duyuyorsun
görmüyorsun
utanıyorsun
sarsıntı yaratıyor
yıkmıyor
kargaların bakışları
yalnız kalıyorsun

yalnızca kalıyorsun
kırılınca
parçalarını topluyorsun
bir avuç arıyorsun
bütün eller ceplerde
bütün cepler ılık ve derin
dışarısı ayaz ve serin

bir sabah dedim ki
kendi kendime
seni en fazla sevenler
senin için en fazla üzülebilirler
ama fazla da üzülmezler

şarkısı bile var hani
koyunlar bacaklar
ve kendileri
bir ömür boyu

onun için
seç ve git
kendinle
ve kendin için
yapınca da
ben yaptım
oldu
de,
bence.

bu da
benden sana
sadece
bir tavsiye.

MAVİ

AN

bir gün gelecek
çok üzüleceksin
bütün bir hayatını
baştan yaşamak isteyeceksin
bütün acılar
tüm atlatılmış güçlükler
hepsi vız gelecek
bütün gülüşler az
sevinişler sığ idi diyip
tek bir ana kilitleneceksin
o ana kadar herşeyi bir bir tekrar etmen gerekse
“getir, ederim, önemsiz” diyeceksin;
orada
o anı
değiştirmek isteyeceksin
gerisi bütün anlamsız,
bileceksin.
anı dersen diğerlerine,
işte o anılar
“damlalardı,
tek bir anı doldurmuşlardı”
yemin vereceksin.
değiştirmek istediğin o an
bir ömür edecek
Sisyphus ile paylaşılacak
lanet olası bir hükme bedel
o hükmü giymeye değer
tek bir pişmanlığın olacak
bir büyük anı olacak
bir ufacık an
çoğalıp daralacak
o anı boğmak isteyeceksin.

MAVİ

KESTİRME

kestirme
kes
kesik kesik
nefes nefes
nefis nefis
bir dumanda tüteriz
bir odada uyuruz
bir yolda yorulur
bir köşede durulur
bir koltukta dinlenir
bir sobada ısınırız
bir açız bir açıkta
az susuz
az konuşma
sus
ya da
sakın az konuşma
çok varım daha

çok azım bana.

MAVİ

İN

yara bere
toz toprak
yağmur çamur
vesaire…
inim inim inleyene
mağarasında bir canavara
kış uykusunda
gördüğü derin kabusta
döndüğü taştan döşeğin
buz gibi sert kırılmaz yanında
rutubet kokan
ıslanmış
damla damla çözülmüş
kayadan yontu duvarlarıyla
burun buruna kuşatılmış korkusunu
soluya soluya harlanan
ateşidir dişlerinin bileyini,
Kırık kırık incelmiş,
güçsüz ve sabit
saklı gizli bileğini,
kestirmeden sevmişti oysa.
kestirmeden gitmişti.
kestirmişti,
sonunu,
saçını,
sakalını,
bağlarını,
ayrılığı,
“efendim efendim benim efendim,
benim bu derdime derman efendim”

MAVİ

BU KALP SENİ UNUTUR MU?

çok düşününce
anlayamıyorsun
az düşününce
hazmedemiyorsun
bir ya da birkaç
gerçek var
biliyorsun
hababam kaçıyorsun
habire pısıyorsun
ve bi yerlerde pusuyorsun
ama bil ki
geç olacak
döndüğünde gördüğünde
için için öldüğümde
zaman zaman özlesen de
geldiğinde geç olacak.

MAVİ

YAS

“anlat”
diyorsun
“nasıl susabiliyorsun bu kadar?”
“anla”
derdim
“söyleyebileceklerim bir o kadar…”

en güzel hediye oldu
insafından bana
kelimelerimi saldım göklere
uçup uzaklaştılar
en güzel anı oldu
senden bana
kelimelerimsiz
hafifim artık
anları
an an
anlayarak
ve anlatmayarak
atlatmayarak
duya duya
ama en az sana
doya doya
dolana dolana bu dolambaç dağ yollarına
soluna soluna bu dapdar kalp kapısına
ve ecel gibi zamansız
ezel gibi tarifsiz
ve senin gibi
güzel
hoş
ve şık
gözleri ışık ışık
sözleri buruşuk buruşuk
yaprağı soluşuk soluşuk
ciğer gibi
bir şişip bir boşalan
kuru kalmış eller gibi
gübre kokan toprak gibi
çalışmış
çirkin
vermeye hazır
bereketi içinde saklı

ve
lanetlerle viran kalmış bir yetimhanenin
yıkılan tuğla duvarları
demiryolu raylarından müteşekkil
parmaklıkları
o parmaklıkların arasına yüzünü soka soka
avluyu gözetleyen ben
yüzüme her değişte bulaşan
kirli, paslı
sen…

neresinden tutsam karışıyor
nereden başlasam
öteye doğru dolanıyor
anlat diyorsun bir de
an da
anla
an ki
anla
yasın
yosunlanmasın
ana ana
yana yana
anlayasın.

MAVİ

VIZ

Bu sessizliği sevmiyormuşsun
Beni sık düşünüyormuşsun
Nasılmışım
Ne yapıyormuşum
Resimlerimi beğeniyormuşsun
Hediyeni kullanıyorum diye mutlu oluyormuşsun
Öpüyormuşsun
Senmişsin

Hediyelerinle barışmam sürdü
Emanetlerini ve borçlarını
boşlukları ve yıkıntıları
kırıntıları ve açlıkları
kendinden yapışkanlı
yapışmaz yüzeyli
kalbim nerede
kalbim hani nerede

yok sözcüklerim
sesim yok
belki henüz yok
belki artık yok
boşluk var en çok
her maddenin içinde
ve ikimizin dışında
hükmü geçmeyen bu fırtına
ve kimbilir nasıl kirli o ellerinle
bilmiyorum
artık seni bilmiyorum

gitme
ama anlamadan gelme
yüzsüz geliyor gülüşün
sen güzelsin ama
böylesi çirkin geliyor
gözüme
çirkin geliyor

sığ suya balıklama
yok efendim
kırılma boynumda
hissizlik ruhumda

içim sıkılıyor
ve bir yumak karışıp duruyor
çok gel
daha çok gel
üstüme üstüme
gel gel gel
korkarım artık bana bunlar
vız gelir.
buyur getir.

MAVİ